Haziran Şehitleri – Yaşam Öyküleri

845
image_pdf

HÜSEYİN CEVAHİR

1947 yılında, Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Yeldeğen köyünde doğdu. İlkokulu Darıkent’te bitirdikten sonra ortaokulu da burada okudu. Lise eğitimini Erzincan’da tanıdık birisinin yanında tamamladı. Bu yıllarda, bölgedeki feodal yapı içerisinde olmasına rağmen kıpırdanışlar-uyanışlar başladı. Yardımseverliği ile çok sevilen, saygı gösterilen birisiydi.

Devrimci düşünce ve mücadele ile bu yıllarda tanıştı. Lise de okuduğu zaman, tatillerde eve geldeğinde, yoksul komşularına giyecek, yiyecek, çocuklarına kalem, kitap ve defter yardımında bulunurdu. Köy çocuklarının eğitimi ile yakından lilgilenir, okumalarını isterdi. Cevahir’i mücadelenin bütün evrelerinde yüreğinin ta derinliklerinde, yeni toplumsal düzeni kesintisiz devrim ışığında değiştirmek isteğini görmek gerekir. Bilgiyi ve cesareti bilinçli üreten durdurulmaz isteğiydi bu.

Devrimci mücadelede koşturmanın yeri yoktu o her yerdeydi, Tütün , Pamuk, Fındık üreticileri arasındaydı, Grevler de işçiler arasındaydı. Bazen köylü mücadelesinde köylüler arasında bir traktör üzerinde konuşan, bazen bildiri yazan, bazen de bildiri dağıtan biri olarak işçilerin, köylülerin ve öğrencilerin arasındaydı. Daha sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. O dönemlerde emperyalizme karşı yükselen gençlik mücadelesinin içinde buldu kendisini. TİP içerisinde yer aldı. Sonraları FKF’nin doğuşuyla birlikte bu örgütlülük içinde diğer arkadaşlarıyla birlikte yer aldılar. 1969 yılında FKF’nin kongrede DEV-GENÇ’e dönüşmesi sonucu DEV-GENÇ içerisinde yer aldı.

Hüseyin Cevahir yalnızca bir öğrenci değil, O aynı zamanda iyi bir gözlemleme yeteneği olan bir entelektüel, edebiyat eleştirmenidir ayrıca. Dergilerde siyasal değerlendermeleri, Edebiyat analizleri ve eleştirileri ve Küba devrimi üzerine bir kitabı bize yazılı miras olarak kaldı. Orta doğu halkları için ” Yaşasın Orta Doğu Halklarının Devrimci Çemberi” diyen bilincini öne çıkarmalıyız, anlatmalıyız, tartışmalıyız.

Hüseyin Cevahir kürdistan’ı karış karış gezdi. Parti içinde Kürdistan konusunu araştıran ve rapor haline getiren bir görevi vardı. Kürt Sorununa İlişkin tutumun belirlemesi ve netleştirilmesi için Genel komite üyesi ve Doğu Anadolu Bölge Sorumlusu Hüseyin Cevahir’i görevlendirerek bir rapor hazırlamasını istemiş ve Hüseyin Cevahir “Doğu Anadolu Raporu” Başlıklı taslak çalışmayı partiye sunmak üzere hazırlamıştır.

Hüseyin Cevahir Parti-Cephe’nin kurucusu ve önderlerinden biri olmakla birlikte , Oligarşiye karşı direniş de hem sembol hem de teorisyendi. o yalnızca partinin Merkez Komitesi değil hem ana gövdesiydi, hem militanıydı. O bildiri dağıtan, bildiri yazandı, partinin siyasal düşüncesini geliştirendi, mücadelenin en önündeydi hep. Cevahir demek tembellikten gevşeklikten yana değil, her işe emek veren ve güçlü bir şeyler yaratandı. Parti içinde güvenilir yoldaş olarak kabul edilendi.

17 Mayıs 1971’de İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’u oturduğu apartmandan kaçırılması esnasında “Amerikancı bakanlar kuruluna” başlıklı bidiriyi yazandı. bu eylem sonrası THKP-C’nin I.Nolu bildirsini yayınlayarak amaçlarını duyurdular. 12 Mart cuntasının başlattığı büyük insan avı takibi sırasında Hüseyin Cevahir ve Mahir Çayan İstanbul Maltepe’de kuşatıldılar. Ankara asfaltına doğru çekilirken toplum polisleriyle çatışıp Maltepe çarşısına vardılar. Mahir ve Hüseyin çemberi yaramayacaklarını düşünerek Küçükbağ sokağında, 8 nolu apartmana girdiler. Üst kata çıkarak Erkan ailesinin evine girdiler.

Bu arada semt sarılmış, çevredeki evler boşaltılıp keskin nişancılar yerleştirilmişti. Bir süre sonra çevrede mevzilenmiş askerlerden “Teslim Ol” çağrısını duyuldu. Mahir ve Hüseyin bu çağrıyı “Asla teslim olmayacağız, bizim ancak buradan ölümüz çıkar. Çocuğa dokunmayacağız. Çocuk ancak sizin ateşinizle ölebilir. Silahlarımızıda asla teslim etmeyeceğiz. Bizi teslim almaya çalışırsanız, silahlarımız size dönecektir” diyerek kararlılıklarını gösterdiler. 51 saatlik kuşatma 1 Haziran sabahı binbaşı Cihangir Erdenizin, perde arkasında nöbet tutan HÜSEYİN CEVAHİR’i vurması ile son buldu.

Binanın arka tarafından giren polisler, düştüğü yerden ateşi sürdüren Hüseyin’i kurşun yağmuruna tuttular. Evin kızı Sibel, Mahir ve Hüseyin’in yığdıkları siperin arkasına atılmasıyla çatışmadan yara alamadan kurtulmuştu. Polisler yerde yatan Cevahir’in vücuduna ateş etmeye devam ediyorlardı. 23 kurşunla delik deşik edilmiş Hüseyin Cevahir’in vücudu Süreyyapaşa Senetoryumuna kaldırılırken, ağır yaralanmış Mahir “CEVAHİR’İNİ KALBİNE GÖMÜP”, bir albay ve polisler tarafından gözaltında tutulacağı Haydarpaşa Numune Hastanesine kaldırıldı.

Dipnot:
1978 Haziran: Emekli Yarbay Cihangir Erdeniz’i ölümle cezalandırdık. | Cihangir Erdeniz, önderlerimizden Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’in Maltepe’de kuşatıldığı ve günlerce süren çatışmalarda görev almış ve önderimiz Hüseyin Cevahir’i şehit etmiştir. Bunun üzerine örgütümüz bu halk düşmanı katil hakkında ölümle cezalandırma kararı vermiş ve bu karar tespit edilen suçundan yedi yıl sonra da olsa uygulanmıştır. Bu arada Cihangir Erdeniz cezalandırılırken olaya müdahale eden, çatışmanın içine kendisini atan Mustafa Erdem istenmeyerek vurulmuştur.  THKP-C/MLSPB

METE ATİLLA ERMUTLU

1952 yılında Kars’ ta varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğan Atilla , devrimci mücadele ile lise öğrenimi yıllarında tanıştı . Devrimci mücadeleye THKP – C sempatizanı olarak adımını atan Atilla,1971′ den sonra üniversite eğitimi için geldiği İstanbul ‘ da devrimci çevrelerle tanıştı ve onlarla ilişkiler kurdu. 1973 sonrası yeni yeni gelişmeye başlayan gençlik hareketleri içinde yer alan Atilla , özellikle 1975‘li yıllarda , okuduğu MMYO içerisinde militan bir mücadele içinde oldu ve mücadeleye önderlik edenler arasında yer aldı. Devrimci mücadelenin o dönemki gelişim seyri içinde öğrenci gençliğin çeşitli eylemlerinde yer almaktan faşistlerle silahlı çatışmalara, çeşitli örgütlenme faaliyetlerine kadar, çok yönlü bir mücadele içinde bulundu .

1975 yılında artık mücadelenin bir öğrenci hareketi çerçevesine sıkıştırılmaması ve daha kapsamlı yürütülmesi gerektiğine inandığı için çevresindeki devrimcilerle o güne kadar yürüttüğünden daha farklı bir faaliyete yöneldi. Mücadeleyi daha kapsamlı ve daha bilinçli yürütebilmek için, bağlantı içinde oldukları devrimcilerle birimler şeklinde bir örgütlenmeye gitti. THKP–C çizgisine olan inancı ( o güne kadarki devrimci faaliyetlerinin deneyimi ve bilinçlenmenin ilerlemesi, onu bu evrimin sonucunda ) THKP–C‘nin çizgisinin gerçek anlamda hayata geçirilmesi için bu çizgiye uygun örgütlenmenin oluşturulması yönünde bir çabaya yöneltti. Aynı dönem MLSPB’ nin bağımsız bir örgüt olarak tarih sahnesine çıktığı dönemdi. Atilla, MLSPB‘nin kuruluşundan bir süre sonra bütün olanaklarıyla MLSPB‘nin yürüttüğü mücadeleye bağlandı .

Atilla Ermutlu, özellikle, 1977 yılında itibaren MLSPB mekanizmaları içerisinde çeşitli önemli sorumluluklar üslendi. Örgütünün kendisine verdiği görev ve sorumlulukları büyük bir fedakarlıkla yerine getiren Atilla, her türden politik–askeri eylem biçimleri içerisinde yerini aldı. MLSPB‘nin yurtdışında sağladığı olanaklarla askeri eğitimden geçen Atilla, MLSPB‘nin özellikle 1979‘dan boyutlanarak gerçekleştirdiği gerilla eylemlerinde önemli roller oynadı .

Atilla, MLSPB Genel Komite üyeliği, örgüt konferanslarının örgütlenmesi sorumluluğu, çeşitli bölge sorumlulukları ve MLSPB‘nin İstanbul dışındaki çalışmalarının koordinasyonu gibi çok yönlü görev ve sorumluluklarda bulundu.

MLSPB‘nin 1980 Ocak‘ta aldığı darbenin ardından, örgütte birinci dereceden sorumluluklar alanlar arasında yer alarak mücadelenin sürdürülmesi ve toparlanma çalışmalarında olağanüstü çabalar gösterdi. 12 Eylül Askeri faşist cuntanın işbaşına gelmesinden sonra ( Türkiye devrimci hareketinin ağır darbeler aldığı, mücadeleden kaçışın, mülteciliğin kol gezdiği bu ortamda ) mücadeleye daha bir inanç ve kararlılıkla sarıldı. Cuntaya karşı silahlı mücadelenin yükseltilmesi için, düşmanın her yerde peşinde olmasına karşın büyük çaba harcadı. Ve 12 Eyül cuntasına karşı MLSPB‘nin gerçekleştirdiği bir çok eylemde ya organize ederek yada doğrudan içinde bulunarak görev aldı .

Atilla Ermutlu 12 Eylül sonrası yapılan örgüt içi düzenlemelerde geçici Merkez Komitesi üyeliğine getirilmişti. Atilla Ermutlu ve yoldaşları önderliğindeki MLSPB, cuntaya karşı bir dizi gerilla eylemi planlamasına girmişti. Bunlardan biri de İsrail İstanbul Başkonsolosu’nun cezalandırılmasıydı. Eylem son aşamasına gelmişti. Eylemin son hazırlıklarının gözden geçirilmesi için eylemde yer alan gerilla grubunun İstanbul Sefaköy‘ de buluşmaları gerekiyordu. Atilla da eylemde görevliydi. 5 Haziran günü ele geçtikten sonra siyasi polisle işbirliğine giren hain Şemsi Özkan’ın buluşma yerini polislere bildirmesi üzerine polis pusu kurarak Atilla’yı katletti. 6 Haziran 1981 günü kendi kullandığı araba ile buluşma yerine giderken, ehliyet kontrolu bahanesiyle etrafı çevrilen Atilla, sol şakağından sıkılan kurşunla sabah saat 8 sularında şehit edildi.

Atilla, MLSPB‘nin deneyimli, şehir gerilla mücadelesinde uzman denebilecek yetkinlikte önderlerindendi. Yaratıcı bir kişilik, zorlu günlerin devrimcisiydi o. İnançtı, kararlılıktı, özveriydi .

O, THKP-C/MLSPB’nin anti – emperyalist / anti – oligarşik mücadelesinde, sosyalizmin zaferinde, sınıfsız topluma yürüyüşte hep yaşayacak.

TAMER ARDA

1959 doğumlu olan Tamer Arda, İstanbul‘un Bakırköy ilçesinde işçi baba ile işçi annenin çocuğu olarak doğdu. Aynı ilçede ilk ve ortaokula devam eden arda çeşitli nedenlerle ortaokuldan ayrıldı.

Tamer‘in devrimci düşüncelerle tanışması oldukça genç yaşlarda başladı. 1974 yılından itibaren devrimci çevrelerin içine girdi. Arda‘nın devrimci düşüncelerle tanıştığı yıllar ayın zamanda örgütü MLSPB‘nin de oluşum yıllarıydı. Tamer de daha sonra MLSPB‘ni oluşturacak, MLSPB saflarında yer alacak olan genç kuşaktan devrimcilerin faaliyetlerine başından itibaren genç bir devrimci olarak katıldı. Tamer oldukça genç yaşta çeşitli fabrikalarda iş yerlerinde işçi olarak çalıştı. Bir yandan işçi sınıfının sorunlarına daha yakından tanık olurken bir yandan da işçilerle bağlar kurarak öğrendikleri ölçüsünde örgütlenme faaliyetlerinde bulundu.

1975 yılı THKP–C düşünceleri doğrultusunda MLSPB‘nin kurulduğu yıldır. THKP–C düşünceleri doğrultusunda hareket eden çevre içinde devrimci mücadeleye adım atan Tamer, bu evriminin doğal bir sonucu olarak, MLSPB‘nin oluşumunun ardından ilk MLSPB üyeleri arasına katıldı . MLSPB’nin oluşumunun ardından gerçekleştirdiği bir çok silahlı eylemde yer aldı.

1975 yılında silahı ile ele geçirilen Tamer Arda, Emniyet şubede sorgulanıp tutuklandı. Sorguda örgütle ilişkisini reddettiği için yalnızca silah bulundurmaktan Sağmalcılar cezaevinde kısa bir tutukluluğun ardından serbest kaldı. Serbest kalışının ardından yeniden örgütünün mücadelesine katıldı. Aynı yıl içinde bir lisenin önünde bildiri dağıtılırken silahlı olarak yeniden yakalandı .

1977 yılında Tamer Arda, örgütünün askeri eğitim amacıyla Lübnan’da düzenlediği bir kampta askeri eğitimde bulunarak ülkesine döndü . Aynı yıl içerisinde bir baskın sonucu yoldaşlarıyla birlikte bir örgüt evinde siyasi polisin eline düştü. Siyasi şube ve MİT‘in özel sorgu yerinde dönemin en ağır işkencesine maruz kaldı. Diğer yoldaşları gibi aynı evde kalanları bile tanımadığında ve hiç bir örgütle ilişkisinin olmadığında direnerek siyasi polisi çılgına çevirdi. Sonuçta yine onu tutukladılar. Genç yaşta yoğun bir mücadele ve sorumluluklar içine giren Tamer, Sağmalcılar, Sinop, Sakarya ve Akhisar cezaevlerinde bir yılı aşkın bir süre hapis yattı. 1978 yılında serbest kalmasının ardından yeniden sıcak mücadele hayatında yerini aldı. MLSPB‘ nin örgütlediği bir çok askeri harekatta görev aldı.

Oluşumundan beri MLSPB‘nin hücrelerinden birinde profesyonel faaliyet sürdüren Arda , bu gelişim içinde İstanbul‘ un bir çok bölgesinde sorumluluklar aldı. Zeytinburnu, Kazlı Çeşme , Kocamustafapaşa, Beşyüzevler, Rami, Gaziosmanpaşa vb. semtlerinde faaliyette bulunan hücrelerde hücre elemanı, hücre sorumlusu, bu hücrelere bağlı alt bölge çalışmalarının sorumluluğu gibi görevlerde bulundu.

Tamer Arda özellikle 1979 yılında sonra yeni bir sıçrama yapan MLSPB politik–askeri eylemlerinde önemli göreveler aldı. 12 Eylül askeri faşist cuntasının iş başına gelmesinden sonra ise daha önemli ve büyük sorumluluklarla karşı karşıya kalan Arda, örgütünün aldığı darbelerden sonra toparlanması ve mücadelesini devam ettirmesi için büyük bir kararlılıkla, fedakarlıkla bir çok görev üstlendi. Geçici Merkez Komitesi‘ ne bağlı olarak örgütün ülke çapında faaliyet gösterdiği bölgelerde çalışmaların sürdürülmesi, örgütsel ilişkilerin düzenlenmesi çalışmalarına aktif olarak katıldığı gibi İstanbul bölgesinde çalışmaların ve ilişkilerin organizasyonunda önemli görev üstlenen kadrolardan biri oldu. 12 Eylül cuntasından sonra örgütünü gerçekleştirdiği bir çok eylemin planlamasında organizasyonunda ve eylem kadrosunda yer aldı.

12 Eylül askeri faşist cuntasından sonra MLSPB‘nin aldığı bir dizi eylem kararından biri olan İsrail Başkonsolusunun cezalandırılması eyleminde o da görevli kadrolardan biriydi. Eylemin son hazırlıklarını gözden geçirmek için yoldaşlarıyla buluşmak için, buluşma yerine giderken, daha önce ele geçen ve siyasi polisle işbirliği yapan hain Şemsi Özkan‘ın buluşma yerini söylemesi üzerine Sefaköy meydanının altındaki sokakta kurulan pusuda emniyet 1. şube polislerince yaralı olarak ele geçirildi. Yaralı olarak yerde yatarken Amerikan kimliği de taşıyan dönemin Emniyet müdürü Şükrü Balcı tarafından üzerine çok sayıda kurşun sıkılarak katledildi. 6 Haziran 1981’de sabah saat 8 civarında şehit düşen Arda‘nın üzerinde kırk dolayında kurşun tesbit edildi .

Tamer Arda, Devrim ve Sosyalizme, THKP –C çizgisine derin bir inançla bağlılığın yanısıra,usta bir askeri komutandı. Kararlı, gözüpek, yiğit bir militandı o. Bunun içindir ki, Oligarşinin sözcüleri ve burjuva basını onu‘ son yılların en büyük şehir gerillası‘ olarak nitelendiriyordu.

DOĞAN ÖZZÜMRÜT

1957 yılında İzmir’ de emekçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Doğan , devrimci mücadeleye lise öğrenimi yıllarında katıldı . İstanbul Vefa lisesinde okurken İDÖD çatısı altında MLSPB sempatizanı olarak mücadeleye katıldı . Bu dönem devrimci gençliğin işgal , miting , yürüyüş ve yurtlarda süren eylemler gibi faaliyetlerinde yer aldı . MLSPB ‘ nin aktif sempatizan birimlerinde yer alarak mücadele yürüten Doğan , 1977 yılında Diyarbakır Diş Hekimliğinde okuması nedeniyle 1977 yılında devrimci çalışmalarına Diyarbakır’da devam etti .

Bir yandan öğrenci gençliğin mücadelesine aktif olarak katılırken, bir yandan da çeşitli kesimlerle ilişkiler geliştirdi , örgütlenme çalışmalarında bulundu. 1977 yılında polisin sürdürdüğü bir operasyon sırasında gözaltına alınıp ardından tutuklanan Doğan bir süre cezaevinde yattı . Serbest kaldıktan sonra biraz daha deneyimli, kararlığı daha da bilenmiş olarak mücadelesine devam etti,
Aynı tarihte Doğan bu kez bir eylem anında ele geçirildi. Yörede güvenlik jandarma komutanı olarak görev yapan bir subayın cazalandırılması sırasında eylem başarıya ulaşmadan silahı ile birlikte gözaltına alındı. Diyarbakır MİT‘te sorgulaması yapılan Doğan eylem ve örgütü hakkında bilgi vermeyi reddeederek İstanbuldan yeni geldiğini ileri sürdü. Bunun üzerine Doğan bir uçakla İstanbula getirildi. Emniyet’ te sorgusu yapılan Doğan ağır işkencelere rağmen devrimci direniş tavrını orada da korudu.

1978 yılı içinde Doğan, örgütü tarafından görevlendirrilmek üzere istanbul’a çağrıldı. Profesyonel çalışma içine alınan Doğan, 1979 yılından itibaren MLSPB hücrelerinde görevlendirildi. Tamer Arda ile istanbul‘ da aynı hücrelerde ve bölgelerde devrimci çalışma yürüten Doğan çalıştığı hücreye bağlı alt bölge çalışmalarının sorumluluklarında da bulundu. MLSPB‘nin ileri kadrolarından biri olan Doğan Özzümrüt, MLSPB‘nin örgütlediği bir çok gerilla eyleminde görev aldı .

12 Eylül askeri faşist cuntasından sonra silahlı mücadeleyi yükseltmek ve darbeler nedeniyle alınan yaraları sarmak için yoğun çaba sürdüren kadrolar arasında yer alan Doğan, Siyasi polisle işbirliği yapan hain Şemsi Özkan‘ın barındıkları hücre evini polise bildirmesi üzerine 5 Haziran’ı 6 Haziran‘a bağlayan gece evde çembere alındı . Yoldaşlarıyla birlikte olduğu evden siyasi polisin, Teslim olun, çağrılarına ” Ya Özgür Vatan Ya Ölüm ” ” Kurtuluşa Kadar Savaş ” sloganları ve Devrim yolunun sarp yamaçlarında ilerliyor gerillalar, marşını söyleyerek silahlarını ateşleyip karşılık verdiler .

1971‘de Maltepe‘de önder yoldaşları Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir‘in ellerinde dalgalanan devrim bayrağı bu kez yine İstanbul Maltepe‘de Doğanların ellerinde yükseldi. Karşılıklı süren çatışmalar 6 Haziran 1981 şafağının atmasına yakın iki kararlı militanın yaşamını yitirmesiyle son buldu. Doğan Özzümrüt yoldaşı Ercan Yurtbilir yaşamlarını yitirdiler ama devrimin onurunu koruyarak ölümsüzleştiler.

ERCAN YURTBİLİR

Ercan Yurtbilir, 1961 yılında küçük esnaf bir ailenin çocuğu olarak İstanbul Kocamustapaşa‘da doğdu.Devrimci mücadeleye Şehremini lisesinde okuduğu yıllarda genç bir MLSPB sempatizanı olarak katıldı. MLSPB‘nin bölgedeki, okuldaki çalışmalarının içinde bulundu. Kocamustafapaşa‘nın yanı sıra Kanarya semtinde, Atatürk öğrenci sitesinde faşistlerle süren çatışmaların içinde yer aldı.

Ercan Yurtbilir, 1977 yılı sonlarında çalıştığı birimdeki arkadaşlarıyla bir bankanın hasılatının kamulaştırılması eyleminde yer aldığında gözaltına alındı. Eylemin ardından polisle çıkan silahlı çatışma sırasında elegeçirilen Ercan, tutuklanarak cezaevine kondu. İlk olarak yattığı Sağmalcılar cezaevinde yoldaşları ve devrimcilerle birlikte iki isyan eylemine katıldı. İsyanın ardından yoldaşlarıyla birlikte Samsun cezaevine sürgün edildi. Ordan da çeşitli cezaevi eylemleri nedeniyle Adapazarı cezaevine sürgün edildi . En son yattığı Niğde cezaevinden devrimci mücadeleye daha aktif olarak katılmak için firar etti.

1979 yılı başlarında gerçekleşen firar eyleminin ardından bir çok deneyim sahibi olmuş bir devrimci olarak yeniden örgütünün sıcak mücadele hattında yerini aldı. Ercan örgütü tarafından Gaziosmanpaşa, Alibeyköy, Topkapı, Pazariçi vb. semtlerinde faaliyet gösteren bir birim içinde görevlendirildi. MLSPB‘nin aday üyelerinden olan Ercan Yurtbilir , örgütünün organize ettiği çok sayıda polotik – askeri eylemde yer aldı .

Ercan yoldaşı Doğan Özzümrütle birlikte Maltepe‘de örgüte ait hücre evinde barınıyordu Hayat dolu, genç, dinamik ve kararlı bu militan özellikle 12 Eylül askeri faşist cuntasından sonra kaçkınlığın, yılgınlığın kol gezdiği bu ortamda daha çok şeyler yapacağına inanıyor, çoştukça coşuyordu. Fakat hain tuzak diğer yoldaşları gibi onu da en verimli çağında içine alıyordu.

Hain Şemsi Özkan‘ın siyasi polisle işbirliği yaparak barındıkları evi polise bildirmesi üzerine 5 Haziran’ı 6 Hazirana bağlayan gece evde çembere alındı. Siyasi polisin ” Teslim olun ” anonsuna hiç tereddütsüz silahı ile karşılık verdi. Yoldaşlarıyla MLSPB‘nin sloganlarını, devrimin marşlarını haykırdı. Ercan, 6 Haziran‘ın şafak atışına yakın, yoldaşı Doğan Özzümrüt ile birlikte devrimin bayrağını yükseklerde tutarak, onurunu koruyarak, devrim savaşcılarına yakışır bir tavır alarak ölümsüzleşti.

AHMET SANER

1959 yılında Trabzon ( Akçaabat ) da orta halli bir ailenin çocuğu olarak doğan Ahmet Saner, devrimci mücadele saflarına, bir çok devrimci yoldaşı gibi çok genç denecek yaşlarda katıldı . Ahmet‘in devrimci mücadelden yana tercihini yapışı, devrimci mücadeleye ve MLSPB saflarına katılımı İstanbul‘ da okuduğu lise yıllarına dayanır. Devrimci mücadeleye THKP–C ye duyduğu sempati ile adımını atan Ahmet , devrimci faaliyetlere, örgütlü mücadeleye THKP–C‘nin ideolojik – politik–örgütsel hattı temelinde mücadeleye atılmış olan MLSPB saflarında bir tercih yaparak başladı .

Ahmet Saner, İstanbul Devrimci Ortaöğrenim Derneği ( İDÖD ), İstanbul Ortaöğretim Derneği (İÖD), İstanbul Yurtsever Devrimci Öğrenim Derneği ( İYDÖD ), ve İstanbul Demokratik Gençlik Derneği ( İDGD ) derneklerinin içerisinde bazılarını bizzat kuruluşuna da katılarak, yöneticilik düzeylerinde yer alarak, örgütlenme ve mücadele etkinliklerinde bulundu . Dönemin devrimci gençliğinin İstanbul‘da gerçekleştirdiği eylemliliklerde bir MLSPB sempatizanı olarak yerini aldı ve çeşitli düzeylerde faaliyetlerde bulundu.

1979 sonları ve 1980‘li yılların başlarına kadar MLSPB‘ye bağlı olarak Devrimci Kurtuluş çalışmaları içerisinde faaliyet yürüten ve bir çok silahlı devrimci eylemde yer alan Ahmet , bu sürece kadar hem MLSPB‘nin mücadelesinin gelişmesine önemli katkılarda bulundu ve hem de kendisinin politik askeri olarak gelişmesini sağladı.

Ahmet 1979 sonları ve 1980 başlarında MLSPB‘nin bir üyesi olarak yeni bir sürece girdi . 1979 – 1980 yılları MLSPB ‘ nin silahlı mücadelesinin atılım yaptığı ve boyutlarını yükseldiği yıllardı. Yılların devrimci çalışmalarının pratiği içinde yetişmiş olan Ahmet, MLSPB’nin bu süreçte örgütlediği bir çok gerilla eyleminde yer aldı. Ahmet, Şişli, Levent, Okmeydanı, Kasımpaşa vb. bölgelerinde çalışmalar yürüten MLSPB hücrelerinden birinde görevliydi .

MLSPB, ABD‘nin Türkiye ‘ deki ajanlarından Amerikalı subay SAM NOVELLO ve onun aracılığıyla CIA‘ya hizmet eden ALİ SABRİ BAYTAR’ın ölümle cezalandırılmasına karar vermişti. 16 Nisan 1980‘de Etiler‘ de gerçekleştirilecek olan bu eylemde, aynı hücrede görevli olan ve bir çok askeri operasyonu başarı ile sonuçlandırmış olan Hakkı Kolgu, Kadir Tandoğan ve Ahmet Saner görevlendirilmişti. Cezalandırma eylemini başarıyla tamamlayan bu üç MLSPB gerillası eylemden sonra polis tarafından çembere alındılar. Polisle çatışma ve uzun kovalamacalar sonucu savaşçılardan ikisi yaralı olmak üzere ele geçirildiler. Yaralı ele geçirilenlerden Hakkı Kolgu kaldırıldığı hastanede gerekli bakım olmadığından şehit oldu. Ahmet ise, yoldaşı Kadir ile birlikte tutuklandı.

Tutuklu bulundukları cezaevlerinde devrimci direnişi ödünsüz olarak sürdüren Ahmet ve Kadir, askeri faşist cuntanın askeri mahkemesinde alel acele idam cezasına çarptırıldılar. Hem de MLSPB toplu davasından özel olarak ayırıp duruşmalarda ( aynı dönemde MLSPB toplu davası da devam etmesine rağmen ) kısa sürede idam cezası verdiler. Faşist generaller Kadir ve Ahmet‘i, bir ABD üst düzey heyetinin Türkiye‘ ye yaptıkları bir ziyaret sırasında, 25 Hazıran 1981‘de idam ettiler. Böylece Amerikalı “dostlar”ın karşılama töreni yapılmış oluyordu.

Ahmet, işçi sınıfı ve emekçi halkların kurtuluşu yolunda kararlı ve militan bir mücadele yürüttü . Aynı kararlılıkla darağacına, “Katil Oligarşi, Kahrolsun emperyalizm” sloganlarımızı haykırarak, marşlarımızı söyleyerek çıktı. O, devrimin bayrağını yükseklerde dalgalandırdı.

Her haziran ayı , ABD emperyalizminin ve işbirlikçilerinin korkulu günleri olacak , Ahmet devrimin yüce şehitleri arasında mücadelemizin itici sembolü olarak hep yaşayacak.

KADİR TANDOĞAN

1958 yılında istanbul‘ da emekçi bir ailenin çocuğu olarak doğan Kadir, devrimci mücadele ile bir çok yoldaşı gibi, genç yaşlarda ve lise öğrenimi yaptığı yıllarda tanıştı. Devrimci mücadelede MLSPB sempatizanı olarak yer alan Kadir, dönemin öğrenci gençlik eylemlerinde ve MLSPB’nin örgütlediği bir çok kitlesel eylemde aktif olarak yer aldı.

MLSPB’ye bağlı olarak Devrimci Kurtuluş çalışmaları içerisinde, yıllara yayılan bir mücadele ortamında giderek kendini geliştiren, deneyimler kazanan Kadir, örgütleyici özellikleriyle, Güngören, Tozkoparan vb. bölgelerinde örgütlenme çalışmalarında çok önemli roller oynadı. Bir çok silahlı eylem pratiği içerisinde pişen Kadir, 1979 yılı sonlarında MLSPB üyesi olarak yeni görev ve sorumluluklar üslendi.

Kadir Tandoğan, Şişli, Levent, Okmeydanı, Kasımpaşa vb. bölgelerinde çalışmalar yürüten MLSPB hücrelerinden birinde görevlendirildi. Kadir, MLSPB’nin örgütlediği gerilla eylemlerininbir çoğunda görev aldı ve bu operasyonların başarıyla sonuçlanmasında tecrübeli özellikleriyle önemli katkıları oldu.

MLSPB’ nin 16 Nisan 1980′ de ABD’ nin Ülkemizdeki ajanlarından Amerikalı subay SAM NOVELLO ve onunla birlikte CIA için faaliyet gösteren Ali Sabri Baytar’ın ölümle cezalandırılması kararına uygun olarak bu eylemde Ahmet Saner ve Hakkı Kolgu ile birlikte görevlendirilen Kadir, eylemi başarı ile gerçekleştirdikten sonra, yoldaşları ile birlikte, uzun süren çatışma ve kovalamacalardan sonra polisin eline geçti.

Tutsak edilen Kadir, devrimci mücadelesini bu kez ödünsüz cezaevi direnişleri ile devam ettirdi. Kadir, yoldaşı Ahmet ile birlikte, MLSPB toplu davasından ayrılarak, İstanbul 3. nolu askeri mahkemesinde idam cezasına çar;tırıldı. Faşist cunta, Ahmet ve Kadir’i, Vietnam halkının cellatlarından K. Commer başkanlığındaki bir ABD heyetinin Türkiye’ ye yapmakta olduğu resmi ziyaret günlerinde, 25 Haziran 1981’de idam etti.

Kadir Tandoğan, yoldaşı Ahmet Saner gibi, idam sehpasına işçi sınıfı ve emekçi halklara, Devrim ve sosyalizme olan inanç ve bağlılığını, devrimin marşlarını ve sloganlarını haykırarak çıktı. O sehpayı kendisi tekmeleyerek ölümü öldürdü. Ahmet faşist genarellerin şaşkın bakışları arasında, adını devrim şehitlerinin adının yazıldığı o yüce tabloya yazarak şehit oldu.

HAKKI KOLGU

Devrimci düşüncelerle 1977-78-79 yıllarında öğrenciyken tanıştı. Gençliğin devrimci-demokratik mücadelesinde özveriyle yer aldı. Bir süre İYDÖD yönetiminde bulundu ve daha sonra MLSPB saflarına katıldı. MLSPB militanı olarak bir dizi eylem ve çalışmada yer alan Hakkı Kolgu, 16 Nisan 1980’de son olarak ABD ajanı subay Sam Novello ve ona bağlı çalışan Ali Sabri Baytar’ın cezalandırılması eylemine katıldı.

Yoldaşları Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan ile birlikte eylemi gerçekleştiren Hakkı Kolgu daha sonra polis çemberine alındı. Uzun süren çatışma sonucunda ağır yaralı olarak tutsak edildi. Pis bir hastane odasında tedavi edilmeksizin tutulan Kolgu zaferin yolunu işaretleyerek şehit düştü. Ama son anına kadar zafer işaretleri yaparak işkencecilere direnmekten hiç vazgeçmedi, onurlu bir ölümü tercih etti. Her zaman örnek bir yoldaş olarak yaşadı, Hakkı Kolgu ölümüyle de örnek olmasını bildi.

OSMAN MEHMET ÖNSOY

22 Mayıs 1980, Osman Mehmet Önsoy yoldaşımızın işkence sonucu katledildiği gündür. Osman yoldaşın işkenceyle katledildiği o günler, oligarşinin kolluk güçlerinin, devrimcilere özellikle de THKP-C çizgisinde mücadele veren örgütlere yönelik saldırılarını artırdığı zaman dilimidir. THKP-C Savaşçıları örgütüne yönelik operasyonların birinde 1980 sürecinde gözaltına alınmış ve günlerce işkencelere tabi tutulmuştur.

Osman yoldaşın işkenceyle katledildiği o günler, oligarşinin kolluk güçlerinin, devrimcilere özellikle de THKP-C çizgisinde mücadele veren örgütlere yönelik saldırılarını artırdığı zaman dilimidir. Yoldaşımız Osman Mehmet Önsoy, devrimcilerin düşman elinde işkence hanelerde sergilediği devrimci direnişi kararlılıkla sürdürerek, canı pahasına sırlarını ve yoldaşlarını korumuştur.

Kızıldere ve THKP-C sonrası süreçte devrimci sosyalist hareketin tekrar ortaya çıkışı, dönemin özgün koşullarında önemliydi. 12 Mart döneminin faşist koşullarında yoğun faşist baskılara, kanlı saldırılara ve katliamlara rağmen devrimciler, yılgınlığa düşmemiş, kısa süre sonra ezilen halkların devrimci kurtuluş mücadelesi ve iktidar savaşımında kurdukları devrimci örgütleriyle öncülük işlevlerini yerine getirmeye çalışmışlardır.Osman Mehmet Önsoy yoldaşımız, bu tarihsel kesitin öncü kadrolarından biri olarak çalışmalarını sürdürmüştür.

Onun saygı duyduğumuz ve örnek aldığımız bir özelliğine burada vurgu yapmalıyız. Yoldaşımız, Kızıldere sonrasında devrimci tutum alarak ezilenlerin devrimci sosyalist kurtuluş mücadelesinin örgütlenmesi ve mücadelesinin verilmesinde kararlılıkla yerini almıştır. O yıllarda toplumda ve devrimci kitlelerde egemen kılınmaya çalışılan yılgınlığa ve pasifizme düşmemiş, P-C .çizgisini kararlılıkla sürdürmüştür.

Öğrencisi olduğu İstanbul İktisat Fakültesi’nde 30 Mart 1972 Kızıldere katliamı sonrası THKP/C nin tekrar örgütlenmesi çalışmaları kapsamında Yüksek Öğrenim Gençliği içerisinde Dev-Genç öğrenci çalışmalarında yerini almıştı.1972 Kızıldere süreci ardından 1975 yılından sonra toplumsal siyasal gündeme giren MLSPB ve bundan birkaç yıl sonra kurulan THKP-C Savaşçıları örgütleri, eylemleri ve yapılanış tarzlarıyla düşmanı ürkütürken, ezilen halk kesimlerini ve devrimci dost çevreleri de umutlandırmaktaydı. Osman yoldaşımız da bu örgütlerde yerini almıştı.

1975 yılında İstanbul-Avcılar semtinde Halkevi kurumunun kurulmasına emek vermiş, İstanbul’daki Halkevlerinin birbirleriyle koordinasyonda olması çalışmalarını yürütmüştür. İşçi sınıfı içerisinde sendikal mücadelenin örgütlenmesi ve devrimci kurumsal oluşumlarla sendikalaşarak patronların karşısında tavır alınmasında çok emeği geçmiştir. Örneğin Avcılar-Ambarlı Elektrik Santralı ile İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsü inşaatlarında çalışanların “İlerici Yapı İşçileri Sendikasında” örgütlenmesinde bulunmuştur.

Bölgedeki Metal İş Kollarında çalışan işçilerin, eski polis müdürü Ilgız Aykutlu’nun başında olduğu sarı sendika Tek-Metal-iş’ ten koparılarak DİSK’e bağlı Maden-İş sendikasına geçmelerini sağlamıştır.Tekstil işçilerinin örgütlenmesinde fiilen bulunmuş; çalışanları İlerici Tekstil İşçileri Sendikası’nda örgütlerken, DİSK Tekstil Sendikası’yla da sınıf dayanışması ilişkilerinin kurulmasında çok emek vermiştir.

Osman yoldaşımız sürecin politik çalışmalarını THKP-C Savaşçıları örgütünde sürdürürken 5 Mayıs 1980 tarihinde gözaltına alındıktan sonraki günlerini İstanbul Gayrettepe 1. Şube diye bilinen işkence hanesinde geçirdi. Yaralı olarak kaldırıldığı İstanbul Haydarpaşa Askeri Hastanesinde bilinçli bir şekilde tedavisi yapılmayarak katledildi.

Aynı günlerde aynı hastanede anti-emperyalist bir eylem sonrası yaralı olarak tutsak edilen ve taşındığı sedyede zafer işareti yaparak devrimci sosyalist mücadeleyi selamlayan MLSPB savaşçısı Hakkı Kolgu da bilinçli bir şekilde tedavisi yapılmayarak katledildi. Her iki yoldaşımızın onurlu direnişleri onurumuzdur.

Osman yoldaşımız, işkencede geçen günlerde devrimci direniş sergileme ve sağlam durma eylemini başarıyla gerçekleştirmiştir. Tüm insanlık dışı vahşi işkencelere rağmen yoldaşlarını ve devrimci dostlarını, örgütünü ve siyasi faaliyetlerini korumuş, onurlu duruşuyla buradaki saldırılara ve sızmalara engel olmuştur.

Düşman elinde tutsak iken aldığı tavır çok değerlidir. Tutsaklığı boyunca devrimci sosyalist kültürümüzün çok önemli bir değeri olan “düşmana ser verip sır vermeme” kuralımızın örnek davranışını sergilemiştir Osman yoldaş.
Osman ve diğer yoldaşlarımız kendi koşullarında devrimci örgütlenme ve savaşın sürdürülmesinde öncü kurucu rol oynamışlardır.

O’nu 22 Mayıs 1980 de işkencede katlettiler.

Osman yoldaşımız direniş geleneğimizin onurlu bayrağını işkencelerde yere düşürmemiştir.
Osman yoldaş devrimci çalışmaları ve sorgu evi tavırları nedeniyle bizim tarihimizde onurlu bir yerde örnek olmaya, saygıyla ve sevgiyle anılmaya devam edecektir.

O’nun anısına saygı göstermenin, O’nun inancını ve mücadelesini sürdürmenin bir yolu da, devrimcilikte kararlılık ve kurallı devrimcilik geleneğinin sürdürülmesidir. Osman yoldaşın bize bıraktığı bu değerli mirasla, devrimci kurtuluş mücadelemizde saflarımızı daha da sağlamlaştırmalıyız.

MİTHAT KOÇULLU

Beş çocuklu ailenin tek oğlu ve Yıldız Üniversitesi İnşaat Mühendisliği mezunu Mithat Koçulu yoldaş, Bir iş için gittiği Erzurum’da, 19 Haziran 1980’de, 2015 yılında MHP den milletvekili seçilen Atilla Kaya tarafından bıçaklanarak 28 yaşında katledildi.

Mithat Koçulu yoldaş kendisini işçi sınıfının davasına adamış ve bu uğurda yaşamının sonuna kadar mücadele yürütmüştür. ama arada unutulan bir şey var; devrimci adalet asla hafıza kaybına uğramaz. Er ya da geç, halkın öfkesi, devrimci katillerinden cinayetlerinin hesabını sorar. Faşist katillerin şımarıklığı hiçbir zaman sonsuza dek sürmez. Halk düşmanlarını emekçilerin öfkesinden koruyabilecek bir zırh ise şimdiye kadar icat edilmemiştir.

GÜRKAN ÖZDEMİR

Haziran’ın kuşatıldığı ve darağaçlarına çıkarıldığı tarihlerde belki de ilkokula giden Gürkan Özdemir, yıllar sonra onların anısına bir eylem gerçekleştirmek isterken, yeniden kuşatmaya uğradı. Gürkan’ın önünde iki seçenek vardı: Ya, elindeki geciken bombanın patlaması sonucu bulunduğu çevreye gelen halktan insanların da ölmesine neden olacak; ya da kendisi, genç ve soylu bedenini, yüreğini, bu kavgaya verecekti.

O, hiç tereddüt etmeden, kendi yüreğini ve gençliğini halkının kurtuluş ve özgürlük mücadelesi için feda etmeyi tercih etti. Elindeki bombanın geciken zaman ayarını, kendi gövdesinde patlatalarak, halktan insanların ölmemesini sağladı.

O, Cevahir’le, Doğan’la, Ercan’la, Tamer’le, Atilla’yla buluşmayı tercih etti. Ve 20 Haziran 1991’de, Hazirancılar’ın anısına eylem gerçekleştirmek isteyen genç gerilla Gürkan Özdemir, bombayla parçalanarak şehit düştü.

BETÜL ALTINDAL

Betül yoldaş, 1976’yılında emekçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. coşkulu kişiliği, düzen yaşamına öfkesi onu oldukça genç yaşlarda devrimcilerle ilişkiye yöneltti. Çeşitli devrimci faaliyetlere katıldı. 1998’den itibaren ise MLSPB saflarında yer aldı.

Betül yoldaşın yaşamı, öğrenmek isteyenler için oldukça verimli, nitelikli derslerle doludur. Betül yoldaşın yaşamı emekçi kökenli ancak küçük burjuva kültürel biçimlenişten gelen bir devrimci adayının, kendisindeki ileri insani nitelikleri nasıl güçlü bir öncü devrimci kimliğe dönüştürdüğünü gösterir.

Betül yoldaşın Parti-Cephe saflarına katıldığı dönem, hareketin en zorlu süreçlerinin yaşandığı, bu zorlukların giderek derinleştiği bir süreçti. Ancak o bu güçlükler karşısında bir an duraksamadan kendisine verilen görevlere sahip çıkmaya, yerine getirmeye çalıştı. Sallanmadı, duraksamadı, coşkusunu bir kez olsun yitirmedi.

Betül yoldaş, parti hedeflerine kilitlenme ve parti çalışmasında tereddütsüzlüktü.Onun yaşamının merkezinde Parti çalışması ve hedeflerimiz vardı, tüm yaşamı tereddütsüz biçimde buna göre biçimlenmişti. Betül yoldaş kurallı ve eksiksiz çalışmanın en ileri örneklerinden biriydi. O, olağanüstü bir öğrenme isteği ve azmine sahipti. Bu nedenle, O, kurucu kadro, daha da ötesinde önder kadro özelliklerini kazanmada en güçlü enerjiyi ortaya koyan yoldaştı. Betül yoldaş, yakalandığı lenf kanseri sonrasında 22 Mayıs 2006 yılında yaşama veda etti.

Onun not defterinde yazılı duran “Ne çok şey anlatılmalı, bütünlemek, değiştirmek ve yeniden değişmek için parçalarken başımı, yüreğimi, Artık varlık sebebini anlamış bir özne olmak, her sabah yeniden yaratmak kendi ellerimi, Ama bir sevmek ellerimi, ellerimizi, öyle bir sevmek… Tüm bencilliklerine kahretmek insan soyunun, en gereksiz bilgiçlerin üzerimize kustuğu zavallılıklara karşı savaşmak… Yoksun, hiçsin denilirken, dağ gibi dikilmek karşılarına; etekleri bahar tepesinde kar, hep rüzgarlı olmak, hep rüzgar olmak, her bakışta yukarıdan tüm dünyadaki dostlara huzur vermek…” bu cümleler ondaki büyük mücadelenin, onun büyük mücadele istek ve pratiğinin herhalde en güçlü anlatımı…

Betül yoldaş, 21. yüzyıla yazacağımız yeni ve büyük devrimler dalgasında, kadın kahramanlarımız Didar’la, Serpil’le birlikte hep yanı başımızda olacak.

TALİP KARASANSAR

Talip Karasansar, 5 Haziran gecesi, bir devrimci eylem içinde ölümsüzleşti. Artık Talip, devrim tarihimiz ve mücadelemiz içinde, en önemli, lekesiz değerlerimiz olan şehitlerimizin yanında yerini almıştır. Koca bir devrim tarihi ve mücadelesi içinde, Talip yoldaşın yaşamı ve mücadelesi, hiç şüphesiz küçük bir adacık gibidir. Ancak bu küçük adacık, devrimin kendisi değil, ama onun özeti gibidir. Devrim, irili ufaklı mücadele halkalarının birbirine bağlandığı büyük bir toplumsal eylemdir; şehitlerimiz, bu toplumsal eylemin öncüsüdür, tüm süreçleri birbirine bağlar, kızıl bir çizgi gibi halkların mücadelesini aydınlatır, yol gösterir.

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Talip, aile çevresinin demokrat kimliğinden ilk politik gıdasını aldı. Lise yıllarında yeni bir düzleme sıçradı ve devrimci düşünce ile tanıştı, devrimcileşti ve örgütlü çalışma içinde yer aldı. Devrimci mücadele onun için bilinçli bir tercihti; devrimci mücadeleye başladığı, bu yönde ilk adım attığından 5 Haziran gecesi ölümsüzleştiği ana kadar, elbette kimi zaman ileri kimi zaman geri adımlar içinde devrimci yaşamı inşa etti, bu, doğal ve anlaşılır bir durumdur. Ama tüm devrimci yaşamında devrimci ve Parti-Cephe’li olma kimliğine sahip çıktı, devrimci yaşadı, devrimci ölümsüzleşti.

Talip Yoldaş şehit düştüğünde, sadece THKP-C/MLSPB safları değil, onu tanıyan sol ve devrimci çevreler de şaşkınlık ve kafa karışıklığı yaşadı. Bunun nedeni Talip’in devrimci bir eylemde ölümsüzleşmesi değildi; Talip’i tanıyan her insan bilir ki o tam da böyle ölümsüzleşmeyi hak eden biriydi. Tersi, örneğin bir hastalık gibi doğal ölümler, Talip’i tanıyan her insanın onunla birlikte düşünemediği bir şeydi. Kafa karışıklığın asıl nedeni, daha çok politik kimliğinin çok bilinmemesidir. Talip’in devrimcileşme süreci aynı zamanda Talip’in Parti-Cephe’lileşme sürecidir.

O, ilk devrimci adımı ve çalışmaları ÖDP çevresinde attı; sol ve devrimci çevreler de önemli ölçüde böyle tanımaktadır. Ancak o, ülke ve dünya devrimin sorunlarına kafa yorandı; bu temelde devrimci sosyalizmle tanıştı. Bu aynı zamanda bilinçli bir tercihti; sadece devrimci sosyalizm değil, genel olarak sol ve devrimci hareketin geriye düştüğü bir süreçte, sadece devrimin ana sorunlarını değil, bunu aşmak için stratejik ve dönemsel politikaların önem kazandığı bir süreçte, tüm bunlar üzerinden devrimci sosyalizmi benimsedi, onun örgütlü bir parçası oldu.

Talip, sol ve devrimci hareketi etkileyen liberal ve sağ rüzgarlara olduğu gibi, dogmatik sol anlayışlara da kapalıydı. Cesurdu, devrim için bir şeyler yapmaya inandı. Devrimci sosyalizmle önce ideolojik, bunun devamı olarak örgütsel ve politik bütünleşme, hatta giderek kültürel bütünleşme sürecini adımlaması bu temelde olmuştur. Talip Yoldaş böylesi bir süreç ve samimi devrimci çabanın sonucu, THKP-C/MLSPB saflarında yer aldı; 5 Haziran 2012 günü devrimci bir eylem içinde ölümsüzleşti.

Talip, devrimci teoriye ilgi duyan, fedakar, inisiyatifli, cesur bir savaşçıydı. Görev adamıydı, “her göreve hazırım” diyen, yoldaşlarını kendinden çok düşünen, yaşamın içinde olan, emeğiyle kendi yaşamını sürdüren ve aynı zamanda ailesinin geçimine katkı sunan yoldaşımızdı. Yoksul bir yaşamı vardı; günlük yaşamın içinde bazen bundan etkilenirdi. Ama hiç buna teslim olmadı, “aşım, işim, ailem” demedi, hep devrim ve partinin çıkarlarını önde tuttu. Kaderini devrimc ve sosyalizme bağladı; yoldaşlarıyla ekmeği de, yoksulluğu da bölüştü. Hiç şüphesiz, örgütlü yaşam içinde eksik ve aşması gerekli yanları da vardı. Talip Yoldaş, bunları da örgütlü yaşam içinde yoldaşlarıyla en açık paylaşan, bu yönde çaba gösteren, bu açıdan da mücadele eden yoldaşımızdı.

MAHİR ARPAÇAY

Haziran şafağında kuşatmalarda düşen, dövüşen, cunta zindanlarında idam sehpalarını tekmeleyenler. Kobane’grada alınterini katan, hücredeki Adalı’nın ruhunu taşıyan, Cevahir yüreğinde efsane gerilla, büyük komutan Arda’nın cürretiyle kuşanan, Mahir yürekli Bedreddin’ in yoldaşı, Bekaa’nın, Rojava’nın Enternasyonalistleri.

Türkiye ve Ortadoğu halklarının kahraman Parti-Cephe savaşçıları, devrim ve sosyalizm bayrağını Türkiye’de, Kürdistan’da dalga dalga taşıyan kutup yıldızlarımız; Hüseyin Cevahir, Betül Altındal, Tamer Arda, Atilla Ermutlu, Doğan Özzümrüt, Ercan Yurtbilir, Hakkı Kolgu, Ahmet Saner, Kadir Tandoğan, Gürkan Özdemir…

Rojava topraklarına bir MLSPB Cephe savaşçısı olarak ayak basıp; Kobane’den, Cizre’ye, kavgaya tutuşan ve Şehit Rubar Kamışlo Hamlesi’nde DAİŞ çetelerine karşı savaşan ve dövüşerek şehit düşen yoldaşımız Mahir Arpaçay, kutup yıldızımız olarak Haziran’da yitirdiklerimizin arasına bu bilinçle katılmıştır.

Haziran; kahramanca dövüşenlerin, toprağa yiğitçe düşenlerin, yaratma iradesinin ve düşman kamplarına korku salanların uğuruna savaştıkları sosyalizm bayrağı ve MLSPB’ nin, adını tarihe silinmemek üzere kazıyanların devrimci ateşidir. Yanan ateş şimdi bir daha, yeniden Rojava topraklarında; savaşçılarımızın, gerillalarımızın devrime inancı sayesinde haziran şafağında düşen şehitlerimizden devraldıkları bayrağı oligarşinin burçlarına dikene kadar devam edeceğimizin kanıtıdır.

ALPER ÇAKAS

Alper Çakas yoldaş, Serhatlı ve Koçğirili bir emekçi ailenin oğlu olarak 1995 yılında dünyaya geldi. 2013 yılında, MLSPB/DEVRİM CEPHESİ saflarına katıldı. Devrim Cephesi’nin düzenlediği çeşitli korsan gösteri ve eylemlerdeki militan tavrı Alper Çakas yoldaş’ı Parti- Cephe’mizin Enternasyonalist karakterine uygun olarak Rojava devrimine katılmasını sağladı.

Nisan ayının sonunda, devrimin ülkesi Rojava topraklarına ayak basan yoldaşımız çeşitli ülkelerden, halklardan ve örgütlerden devrimci sosyalistlerin kuruluş çalışmasını yürüttüğü Enternasyonalist Özgürlük Taburun’da Didar Şensoy Silahlı Propaganda Birliği’nin, bir savaşçısı olarak yerini aldı.

10 Haziran 2015 yılında kuruluşu gerçekleştirilen Enternasyonalist Özgürlük Taburu ile birlikte Siluk- Tıl-Abyad ve Gıre-spi yi çetelerden temizleme operasyonuna katıldı.Komutan Rubar Qamışlo hamlesinin 52. Gününde YPG/YPJ’nin öncülüğünde Rakka-Gıre’spi yolu üzerinde devam eden çeteleri temizleme operasyonu sırasında MLSPB/DEVRİM CEPHESİ üyesi ve Enternasyonalist Özgürlük Taburu savaşçısı Alper Çakas (Ahmet Saner Koçgiri) yoldaş, 27 haziran günü faşist, İŞİD (DAİŞ) çeteleriyle girdiği çatışmada şehit düştü.

Onlar’ ki; diz çöktürülmek istenen insanlığın cüret ve iradesini kuşanan çağımızın Stalingrat’çıları kızıl tugayları’dır.

Onlar’ki; Şengal’de, Tawusa melek’in aydınlık yüzleridir muawiye’nin katil çetelerine karşı savaşan Kerbela’nın Hasan, Hüseyin’leridir.

Emperyalizm ve işbirlikçisi faşist T.C Oligarşisi’nin desteklediği İŞİD (DAİŞ) çeteleri yenilecek. silahlanan ve savaşan Ortadoğu halkları kazanacak.

HAZİRAN KAN KIZIL BAYRAĞI TAŞIYANLARIN YOLUDUR.!

THKP-C/MLSPB

image_pdf
You might also like

Leave A Reply

Your email address will not be published.