Anti-Emperyalist Ve Anti-Sömürgeci Güçlerin Faşizme Karşı Birleşik Devrim Cephesi

390
image_pdf
Anti-Emperyalist Ve Anti-Sömürgeci Güçlerin Faşizme Karşı Birleşik Devrim Cephesi

 

Yeni tarihsel dönemde devrim ve karşı devrim, şiddet ve karşı şiddet temelinde yeniden tasnif oluyor ve yeniden konumlanıyor. Dinamik bir tarihsel anının içersindeyiz. Uluslar arası alanda, politik-askeri olarak müttefik-ittifak ilişkilerinin üç aşağı beş yukarı belirginleştiği fakat çok kaypak ve zayıf bir zeminde ilerlediği açıktır.

Sosyalist blokun çöküşüyle birlikte, ABD ve post-modern ideologlar, “devrimler çağının” kapandığını “proleteryanın tarih sahnesinden çekildiğini” uluslararası arenada ve bölgesel düzlemde ise diğer emperyalist rakiplerine, küresel yeni dünya düzeninin imparatoru olduğunu 1. Körfez işgaliyle ve CNN’nin naklen yayınıyla ilan etti.Fakat diğer emperyalist-kapitalist güç odakları hem 1990 öncesi kurulan statükoyu hem de ABD’nin uluslararası ve bölgesel planda ilan ettiği hegemanyayı reddetti. Fakat 11 eylül saldırısı sonrası ABD tek yanlılık, üstünlük konseptine paralel genişletilmiş ve Büyük Ortadoğu Planını devreye soktu.

Irak’ın işgali ile birlikte diğer hegemonik aktörler yerel-bölgesel kuklaları vasıtasıyla kendilerini reaktife ederek, küresel dünyanın hegeman gücüne ve onun tek yanlılık üstünlük konseptine karşı ataklara giriştiler. Hatta tetikçi taşeronlarını vasatlaştırarak, bizzat sahaya inerek paylaşılan coğrafyaların yeniden paylaşılmasında hegemanya savaşına tutuştular. Kısacası; emperyalist oyun kurucular, onların işbirlikçi-faşist kuklaları 20. yy.’ın başında uluslararası düzlemde kendi kurdukları statükoları ve cetvelle çizdikleri sınırları, yeniden çizmenin ve bölgemizi yeniden paylaşmanın kavgasına girişmişledir. Bütün bu gelişmeler ve emperyalist aktörler arası, çelişki ve çatışmalar 20-25 yıllık bir zaman aralığı içinde açığa çıktı. Bu temelde emperyalist güçler arası çelişki ve çatışmaların her geçen gün şiddetlendiği bir emperyalist yeniden paylaşım sürecinin kaotik ve dinamik süreci içersindeyiz.

Halklarımıza ise; emperyalist-kapitalist sistemin dışında kalınarak herhangi bir devrimin gerçekleşemeyeceği, gerçekleşse de ayakta kalamayacağı illizyonu dayatılmaktatır. Ortadoğu’da ve Arap coğrafyasında açığa çıkan ve işbirlikçi-faşist Arap rejimlerini deviren halk ayaklanmalarını, Arap baharı diye manüpüle ederek kendi lehlerine çevirdiler. Herhangi bir emperyalist rakibin tarafı tutulmadığında ise, 1945 sonrası yeşil kuşakta yetiştirdikleri ve Afganistan ve Çeçenistan’da sosyalist blok’a karşı kontra olarak devşirdikleri, ümmetçi Arap milliyetçisi DAİŞ çetelerini kullanmaktalar. Bugün ise, emperyalist rakipler arası yeniden paylaşım ve hegemonya savaşı, Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu sathında gözlerimizin önünde fiilen ceryan ediyor.

Bugün Rojava’ da gerçekleşen devrim, emperyalist rakipler arası çelişkilerin, özgürlük hareketi tarafından devrimci temelde değerlendirilişinin ve Kürt halkının devrimci iradesinin konuşturulmasının sonucudur. Türk ve Arap işbirlikçi-faşist rejimlerin desteklediği DAİŞ çeteleri, Rojava’dan sökülüp atıldı ve devrim gerçekleşti. Böylece devrimler çağı, 21. yy.’ın başında Kürt halkının şahsında tecelli etti.

Rojava devrimiyle gerçekleşen ve Kobane direnişiyle bölgesel ve uluslararası bir karakter kazanan Enternasyonalist mücadelenin, politik-pratik zeminleri bölgesel ve küresel planda fiilen oluşmuştur. Zaten iki ülke devrimcileri Enternasyonalist birliği ve ittifakı fiilien pratik sahada gerçekleştirmişlerdir. Bu nedenle bizler; Türkiye’li, Kürdistan’lı ve Ortadoğu’lu devrimciler olarak, halklarımızın birlik-ittifak çabalarını bölgesel planda ve diğer ülke devrimcilerinide içerecek kapsamda değerlendirmeliyiz. Rojava’ da sadece Kürt halkının devrimci iradesi değil, bütün Ortadoğu halklarının iradesi açığa çıkmıştır.

Emperyalist güçler ve faşist sömürgeciler sadece iki ülke devrimini ve iki ülke halklarını hedeflemiyor, bütün Ortadoğu halklarını hedefliyor. Bütün bu tarihsel ve konjoktürel gelişmeler bir bölgesel devrimin zeminlerini, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar olgunlaştırmıştır. Bizlerin görevi bu tarihsel fırsatları iki cephede ve Ortadoğu sathında biraraya getirecek bir birlik çemberi oluşturmaktır.

Diğer yandan, Türkiye ve Kürdistan devriminin stratejik hedefleri ve taktik yönelimleri farklıdır. İki ülke-iki devrim espirisi üzerinden atlamadan, kendi bulunduğumuz düzlemde kendi ülke ve halklarımızın somut ve güncel sorunları ekseninde devrim gündemli politik ve pratik ittifaklar kurmalıyız.

Ülkemiz, Amerikan emperyalizminin “gizli sömürgesi” işgali altında bir ülkedir. Bakur Kürdistan’ı ise; faşist T.C devletinin “açık sömürgesi” işgali altındadır. Bu gerçekler iki ülke devrimcilerine, farklı görev ve sorumluluklar yüklemektedir. Bizler ülkemizde, emperyalizmi kovmakla ve işbirlikçi hainlerinin kurdukları zulüm çarkını kırmakla mükellefiz ve Enternasyonalist bir hareketiz. Bölgesel planda Ortadoğu devrim cephesinin bir parçasıyız.

Biz Türkiye devrimini temel ve güncel bir görev olarak ele almayan, Türkiye devriminin temel gücü olarak örgütlenmeyen, Türkiye halkının mevcut düzenle çelişkilerini devrimci şiddet-zor temelinde çatışmaya dönüştürmeyen, bu tarihsel anın devrimci görev ve sorumluluklarının farkında olmayan, bu farkındalığın politik-askeri pratiğini geliştiremeyen her hangi bir cephesel birlik-ittifak halklarımızın ortak mücadelesini geliştiremez.

T.C Oligarşisinin siyasi figüranı faşist AKP, çözüm diye adlandırdığı süreci 24 Temmuz’dan itibaren rafa kaldırarak, topyekun işgalci militarist güçlerini Bakur Kürdistan’ında devreye sokmuştur. Diğer yandan, Ortadoğu’daki yayılmacı politikalarını işbirlikçi faşist Arap yandaşlarıyla birlikte, Ortadoğu halklarına yönelik politik askeri bir seçenek olarak güncellemiştir. Bütün bu nedenlerden dolayı bizler; Türkiye cephesinden işbirlikçi, finansçı tekellere karşı, emekçi halkımızın mücadelesini büyüttüğümüz oranda, Kürdistan devrimine ve emekçi halklarına karşı görev ve sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz.

Bu tarihsel, konjoktürel ve politik-askeri gelişmeler çerçevesinde geçmişteki birlik ve ittifak ilişkilerini aşacak tarzda, devrimci zorun-şiddetin enstrümanlarını esas alarak emperyalizme ve sömürgeci faşist ortak düşmana karşı, devrim gündemli yeni bir birlik-ittifak ilişkisinin bakış açısını halklarımızın iradesini açığa çıkaracak temelde, faşizme karşı bütün devrimci, sosyalist ve demokratik güçleri seferber ederek halklarımızın gündemine sokmalıyız.

Devrim ve karşı devrim sarmalının içine giren Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da artık kazanılacak bütün mevziler, halk savaşının şimdiye kadar edinilmiş bütün tecrübelerini devrimci zor-şiddet temelinde senkronize ederek, siyasi gerçekleri açıklayarak, düzen içi sol ve devrim cephesi ayrımını her adımda netleştirecek ve başarılar elde edecek bir ittifak penceresinin açılması objektif bir zorunluluktur. İki halkı ortak düşmana karşı bir araya getirecek meşru, militan ve radikal bir halklar cephesinin iç içe geçtiği bir birlik zemininin, yeniden kurgulanması ve bu birliğin pratikleştirilerek halklarımıza sunulması tarihsel görevimizdir.

Bu çerçevede, mevcut olandan kopuşların ve arayışların her gün yenileriyle karşılaşacağız. Silahlı devrimci seçeneğin yeniden uç verdiği, ülkemizdeki samimi devrimci çevrelerin dikkatli ve temkinli bir duruş sergilediği, aynı zamanda bir beklenti içersine girdiği güncel bir anın ödeviyle karşı karşıyayız.

Bu temelde emperyalizme, sömürgeciliğe ve faşizme karşı halklarımızın iradesini açığa çıkaracak, düşman ve halklar saflaşmasını öncü vuruşlarla seçenek haline dönüştürecek birleşik devrim cephesini, politik-pratik düzlemde yeniden kurmanın ve işlevsel kılmanın tarihsel sorumluluğu omuzlarımızdadır.

İşte, bu yüzden emperyalizme karşı bağımsızlık, Faşizme karşı özgürlük için, iki cephede Ve Ortadoğu düzleminde halklarımızın politik-pratik işbirliğini-ittifakını sağlayacak birleşik devrim cephesini örmekle görevliyiz ve güncel olan da budur.

YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM!
YAŞASIN ORTADOĞU DEVRİM CEPHESİ!

THKP-C/MLSPB
14 Şubat 2016

image_pdf
You might also like

Leave A Reply

Your email address will not be published.